Gösterilen sonuç sayısı: 4

Mistik Fısıltılar – Mehtap Altan

17,50 
“Develerin tellal olmadığını öğrendiğimde ‘bu da geçer’ dedikleri şeyin aslında hiç de geçmeyecek bir ağrı olduğunu anladım. Hüzünbaz ruhumun çatı katına sakladığım o tahta tarağı iyi ki kimseye göstermemişim! Eminim ısınmak için onu da kırıp parçalar, sonra da nefsinin ateşinde yakardı ‘sevgili insan…’ Saçlarımı kestiğim âna ant olsun ki; ruhumun yokuşlarında emzirdiğim hiçbir kelimemi kurban etmeyeceğim uçurumunuza!.. Hatta pirelerin berber olmadığına dair bir öykü yazıp, yine o tarağımla tarayacağım ruhumun zülfünü. Bu arada dikkat edin, edebî umut cereyan yapar, çarpmasın!..” Mehtap Altan, Mistik Fısıltılar’da bulunan on dokuz öyküsünün her biriyle yaşadığımız modern çağın bir sorununa değiniyor. Okuyucusuna umut ve değişimi vadetmeden önce, onları toplumdaki tahribatlarla yüz yüze getiriyor. Duyguları kamçılayan üslubuyla okuyucusunu hüznün umuda koşan haritasına doğru ağır ağır ilerletiyor.

Çivi – Mehtap Altan

17,50 
anne sütüyle yıkanmış imgeler günah çıkartır gelin kınasına banmış naftalin hıçkırıklarında / paslı sükûn lirik ayinler sağarken kutsal mabedime üveyik kanadında hüznü aksıran gölgeler çiviliyor gece! bir kırlangıç öpüyor şiirin ağzından çığlık yükseliyor içimin dergâhından çekilin kaygılar çekilin! vav olup kıvrılacağım bir türkünün en acıyan yurduna

Def

17,50 
“Yazmak ayrı okumak ayrı diye başlar bazı sohbetler. Yazmak ve okumak aslında tek olana iki ayrı koldan gitmekti belki de. İki ayrı kolun, tek bir noktada birleşip kalbin kuyusuna nûr mührü akıtması… Lamelif’i düşünün. İki ayrı kolu var. Sanki birini kucaklamak, sarmak ister gibi. O iki ayrı kol aşağıya, kalbin kuyusuna inerken kördüğümün anavatanı olup tek bir mânânın yurdu olmaz mı? Lamelif… Sırrın kalesine elçi olan harf-i yâr…”

İmgenar Sokağı

17,50 
Mehtap Altan bu kez, başkalarını kendi öyküsel dili ve anlatımı içinden konuşturuyor. Özgün bir şair ve son derece yetkin bir konuşturucu olduğunu bilenler için bu şaşırtıcı değil.