27 sonuçtan 1-12 arası gösteriliyor

Allah’ın Adamları – Sadık Yalsızuçanlar

21,00 
Asıl akıl üstünlüğü, kalbin işlemesi ve insanın kalbine göre, gönlünce hareket etmesidir. Çünkü kalbin, aklı aşan akılları vardır. Sonsuz, sınırsız, aşkın olan hakikat ise ancak akıllı bir kalple idrak edilir. Zira hakikat sırrına ermek için, aklı yitirmek gerekebilir… Sadık Yalsızuçanlar’ın ustalıklı kaleminden Allah'ın Adamları insanı düşündüren, güldüren, inciten, sarsan; akıl erdiremediğimiz ve bir tahtası "fazla" olan kimselerin; meczup, meclup ve mecnunların hikâyesi...

Diyamandi – Sadık Yalsızuçanlar

24,50 
Bir aşk erbabı Yaman Dede… Mevlânâ’nın dizeleriyle karşılaştığı gün yanmaya başlıyor: “Dinle, bu ney neler anlatıyor? Ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor?” Kendini yitiriyor. Bu hayata göz yumup başka bir âleme göz açıyor. Artık kendini kalbini tanımaya, anlamaya, bilmeye adıyor. Ve yalnızca O’nunla can buluyor…

Yakaza – Sadık Yalsızuçanlar

24,50 
“Hâlâ gece. Gök cisimlerinin sessizliği öldürecek beni.” Sadık Yalsızuçanlar, hâller arasında gidip gelen, kendine doğru yaptığı yolculukta çıkmaz sokaklara sapan

Deli Tomarı – Sadık Yalsızuçanlar

22,40 
“Kimin deli kimin akıllı olduğunu Allah bilir… Delilik öyle az akılla olmaz.” Neyzen Tevfik’ten Dede Efendi’ye, musiki hayatımızdan gündelik hayatımıza aşk her yerde! Meczup hikâyelerinden oluşan Deli Tomarı aşklarının aşkınlığı sebebiyle aklı başından giden insanlara yakından bakmamızı sağlıyor. İster evsiz, fakir, elbiseleri yırtık, saçları yağlı, dilenen; ister “normal” görünümlü, eğitimli, musikişinas, meşk eden biri olsun, kitaptaki herkes bir durumda müşterek: şeydâlık. Deli Tomarı, aşkın divane eden çılgın coşkusu ile bu dünyadan soyutlanan, benliğinden geçen kimselerin başka bir âlemi görünür kılan hikmetli sözlerini ve biricik hikâyelerini paylaşıyor okuyucusuyla.

Gönül Bekleme – Sadık Yalsızuçanlar

24,50 
"Sözlerin kitaplarında duruyor. Onları yıllardır okuyorum. Ömrümün üçte ikisini onları okuyarak geçirdim. Her defasında ilk kez okuyormuşum gibi hissediyorum. Her seferinde yeni bir kapı açılıyor. Bir perde aralanıyor. Bir tecelli oluyor. Bir güzelliğe boğuluyorum. Bir sır ifşa oluyor. Bir yaram iyileşiyor. Bir hüznüm artıyor. Bir ışık yanıyor. Yıldız gibi yanıp yanıp sönüyor. Bir gül açılıyor. Bir leylak kokuyor. Bir rüzgâr esiyor. Bir ağustos böceği ötüyor. Bir kadın ağlıyor. Bir yer yırtılıyor. Bir namaz kılınıyor. Bir insan binası yıkılıyor. Bir ruh arınıyor." 1970'ler... Anadolu'da okulu-evi-Nigar'ı arasında gidip gelen bir genç... Bir karşılaşma... Bir yol… Bir öğreti… Bediüzzaman Said-i Nursi’nin öğretisi… Hikmet ve irfanla karşılaşan gencin sırlı perdeyi aralayıp hakikat yolunda ilerleyişi… İşte şahit olacağımız hikâye. Sadık Yalsızuçanlar’ın daha evvel Dem ismiyle yayımlanan bu romanı Gönül Bekleme diyerek kendini bulma arayışında olanları okuma serüvenine yeniden davet ediyor.

Anka – Sadık Yalsızuçanlar

24,50 
Mehmet, Niyazi Mısrî hakkında bir doktora tezi hazırlamaktadır. Niyazi Mısri’nin Aspuzu’da başlayıp Limni’de son bulan, o âlemler arası gezisinin öyküsü öğrendikçe kendi hayat yolculuğunda yenimanalar keşfeder. Yaşantısının öteki yanında ise Mehmet eşi ve oğluyla sorunlar yaşamaktadır. Bir süre sonra Mehmet, tezine devam edemez. Keşfettiği sınırsız âlemin karşısında hayatı ve tezi sınırlı kalmış, mana ile içinde bulunduğu gerçek arasındaki mesafe açılmıştır. Gezgin isimli romanında İbn Arabi’nin, Cam ve Elmas’ta Ebu’l Hasan Harakani’nin hayatını kaleme alan Sadık Yalsızuçanlar, Anka’daİslam bilginlerinden Niyazi Mısri’yi okuyucusuyla buluşturuyor . Bilinçakışı tekniğiyle yazılan ve kendi içerisinde bir ahenk yakalayan kelimelerle ustaca kurgulanan Anka edebiyatseverlerle yeniden bir arada!

Hayyam – Sadık Yalsızuçanlar

17,50 
“Gölgeye bir daha dönmemek üzere ayrıldım. Kendimden kurtuldum artık. Ondan bundan kurtuldum. Hiçbir hançer yaramaz tenimi, şerha şerha yarıldım. Bundan böyle orada, birinci semanın feleklerinde arayın beni. Şimdi sadece gözüm kamerde, şemste, zuhalde. Senin belirdiğin yerde, ayan olduğunda.” “Hiç” olma yolunda “şey”e varan bir yolcu… Hakikati yıldızlarda arayan Hayyam’ın hiçbir şeyin anlamının kalmaması için kendisini   tümüyle aradan kaldırması gerektiğini anladığı anlar ve onun gözünde “şey”lerin artık kendi   başına bir anlam ifade etmediği zamanlar… Yüzyıllardan beri yaşam felsefesi, rubaileri ve sözleriyle ruhumuzu aydınlatan Hayyam, Sadık Yalsızuçanlar’ın güçlü kaleminden çıkan bu anlatı ile yeniden okuyucuyla buluşuyor.

Cam ve Elmas – Sadık Yalsızuçanlar

17,50 
Sadık Yalsızuçanlar’ın bilge Ebu'l-Hasan Harakânî’nin yaşamını çarpıcı bir dille ve neredeyse gerçeküstü bir düzlemde anlattığı Cam ve Elmas romanı yeniden okurlarıyla buluşuyor. Bir belgesel filmin çekimleri için Kars’taki Harakani dergâhına yolu düşen ekibin kameramanı, kentte gittiği yerlerde görüp işittiklerini zamanın ötesinde bir yerden, kalbinden anlatıyor.

Gezgin – Sadık Yazlsızuçanlar

21,00 
Deneme, araştırma, roman ve senaryo gibi birçok yazı alanında önemli çalışmaları bulunan, özellikle öykü alanında yapmış olduğu çalışmalarla tanınan ve eserlerinin bir kısmı dünya dillerine çevrilen Sadık Yalsızuçanlar, "Gezgin" adlı eserinde sözün bitip sükûtun başladığı yerle, sessizliğin dile geldiği mekânete kadar uzanıyor. Bu keşfi kendi ruhunda arayanlar için, her okunduğunda ayrı bir kurguyla ve hisle yaşanacak olan hikayeleri okuyucuyla paylaşıyor.

Yok Bişey – Sadık Yalsızuçanlar

17,50 
‘’DÜŞÜNMEK İSTEMİYORDU. DÜŞÜNDÜKÇE SIKIŞIYORDU. BİR YOL ARIYORDU. BİR PATİKA… BİR İZ… BU KARMAŞADAN ÇIKABİLECEĞİ, SADECE BU BOĞUNTUDAN KURTULMAK SOLUK ALMAK İÇİN BİR İZ ARIYORDU…’’

Vefa Apartmanı – Sadık Yalsızuçanlar

28,00 
Sadık Yalsızuçanlar, Hemşinli Tevfik’in Hemşin’den Vefa Apartmanı’na uzanan hikâyesinde, Tevfik İleri’nin yanı sıra tüm ailesine yaşatılan zorlukların satır aralarını ve bir devre tanıklık etmemizi sağlayacak olan Yassıada ve Kayseri Cezaevi günlüklerini okuyucuyla paylaşıyor.

Başçarşı’da Karşılaşmak – Sadık Yalsızuçanlar

17,50 
Başçarşı “Bosna’dan söz etmeye başladiğimizda, kendisi de balkanlardan olan Yahya Kemal’in deyişiyle, ‘hâlâ o kızıl hatıra titrer gözümüzde…’ Öyle ya, on dördüncü yüzyıldan itibaren Osmanlılarla birlikte başlayan İslamlaşma süreci, dalga dalga genişler ve ortada bizi, bir yüzük taşı gibi duran bosna’nın şahsında, muazzam bir iklimin içine taşır. Derler ki, Türkiye’de uzun süre yüz yüze görüşemeyen dostlar, bir gün mutlaka, Başçarşı’da karşılaşırlar…”