296 sonuçtan 37-48 arası gösteriliyor

Suya Yansıyan – Harun Yakarer

14,00 
Korkuluğu ölüm tehlikesi sanıyor kuşlar Dünya bir korkuluk,ölüm muhakkak Ağladığını göstermedin kimseye,yaşamayı denerken Bir gözyaşı gibi sildin kendini yerin yüzünden

Dün Bu Saatlerde – Mehmet Burak

14,00 
Pazarın sokağına kurulan ikindi Ertesi gününü gösteriyor sana Bir sıkıntıdır yapışmış yakana Mesai saatlerindeki koca akrep Çünkü ayrılığa çalışıyorsun hep

Bir de Bakmışsın Uzaklardasın – Muhammed Berdibek

17,50 
“Çok gezen mi yoksa çok okuyan mı bilir? Kadim bir mesele. Aynı zamanda kuyuya atılan bir taş bu. Kim nasıl çıkarırsa o bilir aslında. Bugüne kadar kuyudan çıkardığım bir taş vaki değil ama.” Hikâyeler kimin ayağına gider? Ancak onu anlatabileceklerin. 100’den fazla ülkeye seyahat eden Muhammed Berdibek, bu kez kendi hikâyelerinin peşinden koşuyor, hikâyenin gelip onu bulduğu yerden de yazıyor. Yemen’de bir Türk köyünden Küçük Roma diye tabir edilen Doğu Afrika’da bir şehre, yoga yapan bir taksi şoföründen tavla oynayan Hint ve Pers imparatorlarına, Kudüs’te bir tekkeden Kuala Lumpur’da direğe tapan adama kadar; birçok sıra dışı şehir ve insanla karşılaşıyor. Bir de Bakmışsın Uzaklardasın, Bingöl’den sonra Los Angeles’la başlayan eğlenceli, acayip, macera dolu yolculukların, konaklamaların ve mahsur kalmaların anlatıldığı neşeli bir kitap.

Allah’ın Adamları – Sadık Yalsızuçanlar

21,00 
Asıl akıl üstünlüğü, kalbin işlemesi ve insanın kalbine göre, gönlünce hareket etmesidir. Çünkü kalbin, aklı aşan akılları vardır. Sonsuz, sınırsız, aşkın olan hakikat ise ancak akıllı bir kalple idrak edilir. Zira hakikat sırrına ermek için, aklı yitirmek gerekebilir… Sadık Yalsızuçanlar’ın ustalıklı kaleminden Allah'ın Adamları insanı düşündüren, güldüren, inciten, sarsan; akıl erdiremediğimiz ve bir tahtası "fazla" olan kimselerin; meczup, meclup ve mecnunların hikâyesi...

Üsküdar Hüzün Park – Murat Çelik

14,00 
Alıp başını giden birşeyleri var içimin Mümkün değil Koyduğum yerde bulamıyorum kendimi…

Metrobüs, Domates ve Ev Kirası – Raşit Ulaş

17,50 
“Artık sevdiğine kavuşamayan kimse yok mu ki türküsü yakılmıyor? Artık ölümden şikâyet eden kimse mi yok ki ölüme türkü yakılmıyor? Ölümlere o kadar alıştık ki bunun artık mümkünü yok. Nâzım; “en fazla bir yıl sürer yirminci asırlarda ölüm acısı” diyordu. Biz yirmi birinci asırlıyız ve her gün çocuk ölümleri görmeye alıştık.” Raşit Ulaş, Metrobüs, Domates ve Ev Kirası adlı kitabında Türkiye’yi, sevdayı, sokağı, çocuk olmayı, geçim sıkıntısını konu ediyor; kısacası yirmi birinci yüzyıl Türkiye’sinde nasıl “insan” olarak kalınabileceğinin yollarını şairane bir tavırla arıyor.

Papağanın Vaazı – Güven Adıgüzel

14,00 
Dede Korkut’un kopuzuna da yer var bu haritada, Pele’nin şarkılarına da. Sicilya’dan Gaziantep’e, İstanbul’dan Kudüs’e, Kolombiya’dan Bayraklı’ya ve Karizya’dan Saraybosna’ya uzanan çatallı bir yolda dalgın dalgın yürümenin çiçeği! Modern dünya papağanlarının bayatlamış vaazlarına ve tüm teslim ol çağrılarına karşı!

Kaybetmeden Önce – Orhan Özekinci

17,50 
“Kör biri, görmeye başlayınca her gördüğüne inanırmış derler. Özge güldü ama kederle güldü. Kederin en olmadık yerlere gizlendiğini çok önceden,

Yüksek Kader – İbrahim Tenekeci

22,75 
Yağmur dünyanın her yerine aynı dilde yağar. Güneş hep aynı anlama gelir.Toprak daima topraktır. Fakat insan başkadır.Toprağı kıymetli yapan, yağmuru Rahmet bilen, suya azizlik payesi veren insandır. Her birimiz bir alemiz.Eşref-i mahlukat. Şahsiyet, bunu bilmek ve ona göre yaşamaktır.

Kaf ve Rengi – Ahmet Murat

14,00 
Toprağı ve suyu seyredişini öveceğim Son cemrelerin dansa kaldırdığı Ablaların için uzaktan sevinişini, Bir portakal trenini alkışlar bir çocuk Bunu

Tekrar Selam Ederim – İbrahim Tenekeci

21,00 
Bizler siyasetten değil,istikametten sorumluyuz. Kişiler ve kurumlar değişir,hakikatten değişmez. Herkes gider, o kalır. Yalnız bize iyiliği dokunan insanlara değil ;

Diyamandi – Sadık Yalsızuçanlar

24,50 
Bir aşk erbabı Yaman Dede… Mevlânâ’nın dizeleriyle karşılaştığı gün yanmaya başlıyor: “Dinle, bu ney neler anlatıyor? Ayrılıklardan nasıl şikâyet ediyor?” Kendini yitiriyor. Bu hayata göz yumup başka bir âleme göz açıyor. Artık kendini kalbini tanımaya, anlamaya, bilmeye adıyor. Ve yalnızca O’nunla can buluyor…